| |
Pir
Sultan Abdal
|
|
|
Alçakta yüksekte yatan erenler
Yetişin imdada aldı dert beni
Başımı alıp hangi yere gideyim
Gittiğim yerlerde buldu dert beni
Abdal Pir
Sultan'ım gönlüm hastadır
Kimseye diyemem gönlüm
yastadır
Bilmem deli oldu bilmem
ustadır
Şöyle bir sevdaya
saldı dert beni
Pir Sultan
Abdal'ın yaşamı üzerine, yazılı kaynaklarda pek bilgi yoktur. Doğum ölüm
yılları bile
bilinmiyor. Yaşamı üzerine bilgiler, genellikle, kendi şiirlerinden, halk
söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatıla gelen menkıbelerden, bir de
yakınlarının ya da
başka ozanların onu anlatan şiirlerinden çıkarılır.
Gene de bu yollardan epeyce bilgi edinilmiştir, çünkü Pîr Sultan,
bağlandığı tarikatın
din anlayışını, dünya görüsünü yansıtmakta ya da derinleştirmek için soyut
şiirler
yazan bir sanatçı değildir, doğrudan doğruya başından geçenleri,
kavgasını,
özlemlerini, katlandığı acıları, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut
şiirler yazmıştır.
Şiirlerden, halk söylentilerinden çıkarılan bilgilere göre, Pîr Sultan
Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz köyünde
doğmuştur. Yıldız dağı
eteklerinde, Çırçır'a kırk sekiz kilometre uzaklıkta, denizden bin yedi yüz metre
yüksekte, çoğu tek katli kerpiç evleri, soğuktan korunmak için yari yari
yarıya toprağa
gömülü bir köy...
Banaz'da bugün de Pîr Sultan'ın olduğu söylenen bir ev, önünde sairin
yaşadığı
dönemden kaldığına inanılan bir söğüt ağacı, ağacın altında,
asâsının ucuna takip
Horasan'dan getirildiğine inanılan bir değirmen taşı vardır. Pîr Sultan yaz
aylarının
güzel havalarında bu taşın üstüne oturup karısıyla sohbet edermiş. Köylüler bu evi,
ağacı, taşı kutsal sayarlar.
Kızının yaktığı ağıtta uzun boyluluğuna, biçimliliğine değinilen sairin asil adi,
şiirlerinde belirttiğine göre, Haydar'dir. Bir yerde soyunun Yemen'li
olduğunu, bir yerde
Peygamber'in öz torunu olduğunu söyler, bir yerde de İmam Zeynel-Âbidin'den
"Zeynel dedem" diye söz eder. Uzmanlara göre, Pîr Sultan'in bu sözleri
söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttırmak içindir. Muhammed peygamber
soyundan geldiklerini, "seyyid"liklerini ileri sürmek tarikat
uluları arasında
bir gelenektir. Genel kani, sairin İran'ın doğusundaki Türk yurdu Horasan'dan, önce Iran
Azerbaycan'ında ki Hoy kasabasına, oradan da Anadolu'ya göçüp Sivas'a
yerleşen bir
Türkmen soyundan geldiği yolundadır.
Çocukluğu çobanlıkla geçen Pîr Sultan'ın okuma yazma bildiği
anlaşılıyor, ama bilgin
bir kişi olduğu söylenemez. Tekke eğitimi çerçevesinde kalmıştır. Halifeler tarihini,
peygamber menkıbelerini, evliya menkıbelerini, tarikat kurallarını, Yunus Emre'yi,
Hatâyî'yi bilir. Bunlar dışında, çağının bilimleriyle ilgilenmediği gibi, divan
edebiyatı ile de ilgilenmemiştir. Şiirlerinde Yunan mitolojisinin, Iran mitolojisinin
izleri pek yoktur. Ayrıca, genel olarak bütün tarikatların
kaynaklandığı Tasavvuf
felsefesinin yüksek konularına da girmez.
Söylentiye göre, Pîr Sultan'ın üç oğlu, bir kızı varmış.
oğullarından Seyyit Ali
Banaz köyünün üst yanındaki çam korusunda,Pîr Muhammed Tokat'in Daduk Köyünde, Er
Gaib de Dersim'de gömülüymüşler. Adi Sanem olan kızının Pîr Sultan
asıldığı zaman
söylediği ağıt çok ünlüdür. Bazı uzmanlar bu ağıtı Sanem'in ağzından bir tarikat
ozanının yazmış olabileceğini belirtirler. Pîr Muhammed ise babası gibi sairdir.
Delikanlı iken attan düşerek öldüğü, Pîr Sultan'in "Allah
verdiğini almaz
dediler / Bana verdiğini aldı n'eyleyim" derken bu olaya
değindiği söylenir.
Şiirlerinden uzun yasadığı, çok çocuğu bulunduğu açıkça anlaşılan sairin,
sağlığında
iki oğul acısı görmüş olduğunu ileri sürenler de vardır.
Pîr Sultan Alevî-Bektasî tarikatindandir. Tarikata girme arkadasi, yani musaibi, Ali
Baba'dir. Baglandigi tekkenin pîri ise, Ahmet Yesevî'nin Anadolu'ya gönderdigi
dervislerden Koyun Babanin tekkesinde, Bektasîligin kurucusu Haci Bektas Veli'nin
tekkesinde posta oturmus, yani en üst makamlara getirilmis Seyh Hasan'dir.
Pîr Sultan, baglandigi tarikatça yalniz dinsel önder degil, devlet baskani olarak da
görülen Iran Sahlari adina, Anadolu halkini Osmanlilar'a karsi kiskirttigi,ayaklanmaya
çagirdigi, belki de bir ayaklanmaya öncülük ettigi için, Sivas Valisi Hizir Pasa'nin
emriyle tutuklanmis, yolundan dönmeyecegi anlasilinca da asilmistir.
Söylentiye göre, asildigi yer Sivas'da eskiden Keçibulan adini tasiyan, sonra uzun
süre Daragaci diye anilan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarsisi'nin
karsisinda Mal Pazari olarak kullanilan bu alanin Gazhane bitisiginde, sira sögütlerin
bitiminde bulunan, boyu bes metre, eni bir metreden fazla, bakimsiz toprak yigini onun
mezaridir. Üstündeki moloz taslar, asilmasi sirasinda Hizir Pasa'nin emriyle halkin
attigi taslardir.
Mezarinin, bir menkibeye göre Erdebil'de, Bektasî gelenegine göre de Merzifon'da oldugu
söylenir. Daha baska söylentiler de vardir, ama gerçege en yakin görünen söylenti
asildigi yere gömüldügü, yakinlarinin, tarikat erlerinin, hükümet baskisi yüzünden
ölüsünü alip köyüne bile götüremedikleridir.
Siirlerinden, halk söylentilerinden çikarilan bu daginik bilgileri degerlendirebilmek
için, önce, Pîr Sultan'in ne zaman yasadigini saptamak gerekir.
NE ZAMAN YASADIGI
Uzmanlar "Yürüyüs eyledi Urum üstüne" diye baslayan siirindeki
sözlerine bakarak, Pîr Sultan Abdal'in Sah Tahmasb zamaninda yasadigini söylüyorlar.
Bu siirinde söyle sözler var:
Aslini sorarsan Sah'in ogludur
(...)
Koca Haydar Sah-i cihan torunu
Ali nesli güzel imam geliyor
"Koca Haydar Sah-i cihan" diye anilan, Sah Ismail'in babasi Seyh Haydar'dir.
"Sah" diye anilan ise, Akkoyunlu Devleti'ni yikip Safevîogullari Devleti'ni
kurarak Sîî mezhebi baskanligi ile devlet baskanligini birlestiren, Sah Ismail'in
kendisidir. Seyh Haydar'in torunu, Sah Ismail'in oglu da Sah Tahmasb'dir.
Sah Tahmasb'in saltanat döneminin (1524-1578) büyük bir bölümü, Kanunî Sultan
Süleyman'in saltanat dönemine (1520-1566) rastlar. Bu iki hükümdar geçmisteki aci
olaylar yüzünden, uzun süre ülkeleri arasinda barisi saglayamamislar, Iranlilar ile
Osmanlilar, 1534'den 1554'e kadar, tam yirmi yili anlasmazliklar, çatismalar, savaslarla
geçirmislerdir. Kanunî Sultan Süleyman 1534'de yaptigi dogu seferinde, Iranlilar'in
elinde bulunan Bagdat'i Osmanli topraklarina katmis, Sah Tahmasb 1548'de Anadolu'ya
girerek Kemah'a kadar ilerlemis, 1552'de Ercis, Ahlat kalelerini geri almistir.
Pîr Sultan'in siirlerindeki olaylarin Sah Tahmasb dönemindeki olaylara uymasi, daha
sonraki Iran sahlarinin Anadolu üzerine "yürüyüs eylemis" olmalari, bazi
uzmanlarin kesin konusmalarina, sairin bu dönemde yasadigindan süphe edilemeyecegini
söylemelerine yol açar.
Oysa bu dönemde Sivas'da valilik etmis bir Hizir Pasa yok, ama 1552'de Köstendil,
1554'de Sam, 1560'da Bagdat beylerbeyliklerinde bulunmus bir Hizir Pasa var. Uzmanlar
1567'de ölen bu Hizir Pasa'nin, Bagdat'a giderken, Sivas'a ugrayip oradaki ayaklanmayi
bastirmis olabilecegini söylüyor. Bu görüs dogruysa, Pîr Sultan 1560'da asilmis
demektir.
Pîr Sultan'in dili on altinci yüzyilin ikinci yarisinin dilidir, diyen bazi uzmanlar ise
sairin 1560'da asilmis olabilecegini kabul etmiyorlar. Onlar halk söylentisini
degerlendirerek baska bir yoldan gidiyor, Sivas'da valilik etmis Hizir Pasa'yi ariyorlar.
Sofi Aziz Mahmut Hüdâyi Efendi'nin I. Ahmed'e yazdigi bir mektupta, Alevîler ile Seyh
Bedreddin'e bagli olanlari iyi taniyan, onlarla ugrasmasinin bilen bir Hizir Pasa'dan söz
ediliyor. Belgenin ilgili bulundugu dönemde ise iki Hizir Pasa yasamis. Birinin
özellikleri söyle:
Deli Hizir Pasa, Van Beylerbeyi (1582), Kars Beylerbeyi olarak Iran seferine katilma
(1587), Erzurum Beylerbeyi (1588), Sivas Valisi (1588), Diyarbakir Valisi (1589), gene
Sivas Valisi (1590), Tuna Muhafizi (1602), Budin Muhafizi (1605), ölümü (1607).
Deli diye anilmasi gözü pek, acimasiz bir kimse oldugunu gösteriyor. Ayrica Iran
seferine katilmis, yani Safevîlere karsi savasmis. Safevî yanlisi Alevîlere düsmanlik
besleyebilir. Iki kere Sivas'a vali gönderilmis, ikincisinde oldukça uzun kalmis.
Alevîleri iyi tanidigi, onlarla ugrasmasini bildigi anlasiliyor.
Pîr Sultan'i astiranin Sivas Valisi Deli Hizir Pasa oldugunu söyleyen uzmanlarin
görüsü dogruysa, sairin ölümü 1588'de, ya da 1590'dan sonradir.
Gene uzmanlara göre, Pîr Sultan 1534'de Bagdat'in Osmanlilar'a geçisi üzerine, Iran
Sahina,
Güzel Sah'im çok yerlerden görünür
Asli nedir niye verdin Bagdat'i
diye siir yazmistir. 1534 ile 1590 arasinda 56 yil var. Pîr Sultan bu siiri yazdiginda,
diyelim 20 yasindaysa, 76 yasinda ölmüs olur.
Böyle uzun bir ömür sürdügü kabul edilirse, uzmanlar arasindaki görüs ayriliklari
da sona erebilir. Çünkü bu uzun ömre hem Pîr Sultan'in siirlerindeki olaylara uygun
düsen Sah Tahmasb dönemi, hem de Deli Hizir Pasa sigdirilabiliyor.
Gene de bazi durumlarin açiklanmasi kolay degil. Örnekse, Pîr Sultan'in siirlerinde bir
Alevî ayaklanmasindan söz ediliyor, oysa Deli Hizir Pasa döneminde Sivas'da böyle bir
ayaklanma olmamis.
Uzmanlar arasindaki görüs ayriliklarinin ötesinde, kesin olan sudur: Pîr Sultan abdal
on altinci yüzyilda Anadolu'da, Sivas yöresinde yasadi.
KITAPLAR
Pîr Sultan abdal üzerine ilk önemli çalismayi 1929'da Sadettin Nüzhet ERGUN
yapmis, 105 siir yayimlayarak, sair üzerine bilgiler verilmistir: XVII Asir Saz
Sairlerinden Pîr Sultan Abdal.
Konuya ikinci önemli yaklasim Pertev Naili BORATAV ile Abdülbâki GÖLPINARLI'nin
birlikte hazirladiklari, 1943'de yayimlanan Pîr Sultan Abdal adli kitaplar olmustur.
Diger yayinlar:
Pîr Sultan Abdal,Abdülbâki Gölpinarli, Varlik Yayinevi
Pîr Sultan Abdal, Cevdet Kudret, Yeditepe Yayinevi
Pîr Sultan Abdal, Cahit Öztelli, Milliyet Yayinevi
Sabahattin Eyüboglu'nun, ölümünden önce hazirlayip bitiremeden biraktigi bir
seçmeler kitabi, dostlarinca tamamlanip Cem Yayinlari arasinda basildi.
SANATI
Halkin benimsedigi, destan kahramani durumuna getirdigi sairlerin alinyazisini
Pîr Sultan da paylasmistir. Uzmanlar yazmalarda gördükleri ya da agizdan agiza sürüp
gelen Pîr Sultan siirlerinden hangilerinin gerçekten onun oldugunu, hangilerinin onun
adina baskalarinca söylendigini ayirmakta güçlük çekiyor, çaresiz kaliyorlar.
Görünüse bakilirsa, halkimiz Pîr Sultan'in siirlerini çogaltma çabasini günümüzde
bile sürdürüyor.
On altinci yüzyilda yazildigi bilinen bir yazmadaki, genellikle eski yazmalardaki Pîr
Sultan siirleriyle sonradan bulunanlar arasinda, gerek dil, gerek söyleyis yönünden
büyük ayriliklar oldugu gerçektir.
Bu durumu gözönünde tutan uzmanlar, Pîr Sultan'in sanati üzerine konusurken,
özellikle eski yazmalardaki siirlerinden, onun söyledigine kesin diye bakilan siirlerden
yola çikiyorlar. Görüsleri söyle özetlenebilir:
Pîr Sultan Halk edebiyati geleneklerinden hiç ayrilmamis, ölçü, uyak, biçim, dil,
söyleyis özellikleriyle, bir halk ozani görünümünü hep sürdürmüstür. Siirleriin
genellikle hece ölçüsünün 11'li (4+4+3 ve 6+5) ya da 8'li (4+4 ve 5+3) kaliplariyla
yazmis, arada 7'li kalibi da kullanmistir. Aruz ölçüsüyle siiri yoktur. Yalniz, gene
heceyle yazdigi bir siirinde gazel düzenini denemistir. Bunun disinda siirleri hep
dörtlikler biçimindedir, kosma ya da semaî biçiminde... Çogu zaman yarim uyak
kullanmis, ses azligini rediflerle giderme yoluna da sik sik basvurmustur.
Siirlerinden Pîr Sultan'in saza bagliligi açikça anlasiliyor. Iyi bir çalgi ustasi
oldugu da düsünülebilir.
Konularini yalnizca dinsel inançlardan, mezhep ya da tarikat inançlarindan almamis,
yasamin çesitli yönleri üzerine kesinlikle din disi siirler de söylemistir. Tarikat
siirlerinde ise, Ali, On Iki Imam gibi genel konularin yani sira, kendi kavgasini,
yasadigi günlerdeki çatismalari, ayrintilariyla yansitmis olmasi çok ilginçtir.
Kurumsal konulara, örnekse Tasavvufun derin sorunlarina girmemis, yasam karsisinda hep
sonut, hep disa dönük kalmistir. Inançlarinin,kavgasinin yilmak bilmez, sözünü
sakinmaz bir propagandacisidir.
Onun siirlerini okurken Anadolu'nun toplumsal tarihi üzerine bilgiler ediniriz. devlet
düzenini bozuklugunu, mezhep ayriligindan dogan iç kavgalari, bu yüzden Alevîlere
yapilan zulümleri, kadilarin haram yedigini, müftülerin yalan yanlis fetva verdigini,
Siilerin karsilastigi güçlüklerin Sünnî halktan degil, Sünnî Osmanli Devleti'nden
geldigini ögreniriz. Alevî Türkmenlerin, yönetimi durmadan bozulan, dinsel
hosgörüden uzaklasan Osmanlilar'dan nasil kopup, Mehdî diye, kurtarici diye Iran
Sahlarina sarildiklarini, siyasal kaygilara nasil araç edildiklerini görürüz. Bu
baglanisin altindaki çaresizlikleri, giderek bu baglanisin yarattigi umut kirikliklarini
sezeriz.
Pîr Sultan din disi konular islerken halk ozanlarinin kaliplasmis sözlerini kullandigi
gibi, zaman zaman bunlardan bütünüyle uzaklasmis köy yasamini tertemiz, katkisiz bir
gözlem gücüyle yansiyan siirler de söylemistir. Insan, hayvan, doga sevgisiyle
örülmüs siirler...
Kullandigi dil çaginin konusma dilidir. Yabanci sözcükler, din, mezhep, tasavvuf,
tarikat araciligiyla yasadigi günlerin konusma diline girdigi oranda onun siirlerine de
girmistir
KAYNAK: MEMET FUAT
Pîr Sultan Abdal-Yasami Sanatçi Kisiligi Yapitlari-DE Yayinevi 1977
Eserlerinden bazıları :
|
Alçakta Yüksekte
Alçakta yüksekte yatan erenler
Yetisin imdada aldi dert beni
Basimi alip hangi yere gideyim
Gittigim yerlerde buldu dert beni
Oturup benimle ibadet kildi
Yalan söyledi de yüzüme güldü
Yalin kiliç olup üstüme geldi
Çaldi bölük bölük böldü dert beni
Üstümüzden gelen boran kis gibi
Yavru sahin pençesinde kus gibi
Seher çagi bir korkulu düs gibi
Çagirta çagirta aldi dert beni
Abdal Pîr Sultan'im gönlüm hastadir
Kimseye diyemem gönlüm yastadir
Bilmem deli oldu bilmem ustadir
Söyle bir sevdaya saldi dert beni
Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma
Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma
Erilir Gam Yeme Divane Gönül
Er Başımda Duman, Dağ Başında Kış
Erilir Gam Yeme Divane Gönül
Yıkılır Mı Hakk’ın Yaptığı Havuz
Şah-ı Merdani' nin, Biz De Kılavuz
Üç Günlük Dünyada, şu Yahşi Yavuz
Erilir Gam Yeme Divane Gönül
Pir Sultan Abdal’ım, Sırdan Sırada
Bu İş Böyle Oldu, Kalsın Burada
Cümlemiz Niyetlendiği Murada
Erilir Gam Yeme Divane Gönül
Bugün Yardan Haber Geldi
Bugün Yardan Haber Geldi
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan
Eğildim Bir Buse Aldım
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan
Güzel Olanı Severler
Yanağından Gül Dererler
Kulakta Mengiç Küpeler
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan
Baş Koydum Yarin Dizine
Uykular Girmez Gözüme
Ağ Ellerin Sür Yüzüme
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan
Şekerden Şerbet Ezerler
İnce Tülbentten Süzerler
Dört Yanım Almış Güzeller
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan
Pir Sultanım Gel Yanıma
Seni Sarayım Canıma
Dola Kolların Boynuma
Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan
Bilene Danış
Bilirim Bilirim Dersin Bilene Danış
Danışan Dağları(Hey Dost) Aşar Mı Aşar
Danışmadan Yola Çıksa Bir Kişi
Akıbet Yolundan(Hey Dost) Şaşar Mı Şaşar
Cahile Irak Ol Kamile Yakın
Bir Mana Söyleyim(Hey Dost) Darılma Sakın
Hasmın Karıncaysa Merdane Takın
Ummadık Taş Başa (Hey Dost) Düşer Mi Düşer
Pir Sultan Abdalım Böyle Mi Olur
Kişi Ettiğini(Hey Dost) Elbette Bulur
Yırtıcı Kuşların Ömrü Tez Olur
Zararsız Akbaba(Hey Dost) Yaşar Mı Yaşar
Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez
Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez
Eser Bâd-ı Sabâ Yel Bozuk Bozuk
Türkmen Kalkıp Yaylasına Yürümez
Yıkılmış Aşiret İl Bozuk Bozuk
Kızılırmak Gibi Çağladım Aktım
El Vurdum Göğsümün Bendini Yıktım
Gül Yüzlü Cerenin Bağına Çıktım
Girdim Bahçesine Gül Bozuk Bozuk
Elim Tutmaz Güllerini Dermeye
Dilim Tutmaz Hasta Hâlin Sormaya
Dört Cevabin Mânasını Vermeye
Sazım Düzen Tutmaz Tel Bozuk Bozuk
Pir Sultan'ım Yaratıldım Kul Diye
Zalim Paşa Elinden Mi Öl Diye
Dostum Beni Ismarlamış Gel Diye
Gideceğim Amma Yol Bozuk Bozuk |
|
Gurbet Elde
Gurbet elde bir hal geldi başıma,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Derman arar iken derde düş oldum,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Hüma kuşu suya düştü ölmedi,
Dünya Sultan Süleyman'a kalmadı.
Dedim yâre gidem nasip olmadı,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Kağıda yazarlar ufak yazılar,
Anasız olur mu körpe kuzular.
Yürek yaralıdır, ciğer sızılar,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Pir Sultan Abdal'ım böyle buyurdu,
Ayrılık donları biçti giydirdi.
Ben ayrılmaz idim felek ayırdı
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Kul Olayım Kalem Tutan Ellere
Kul Olayım Kalem Tutan Ellere,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Sekerler Ezeyim Şirin Dillere,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.
Sivas Ellerinde Sazım Çalınır,
Çamlı Beller Bölük Bölük Bölünür.
Yardan Ayrılmışam Bağrım Delinir,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.
Pir Sultan Abdal’ım Ey Hızır Paşa,
Gör Ki Neler Gelir Sağ Olan Basa.
Beni Hasret Koydun Kavim Kardaşa,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.
Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş
Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş
Korudur Da Benli Dilber Korudur
Gülünü Dererken Dalını Kırmış
Kurudur Da Benli Dilber Kurudur
Neredesin De Dudu Dillim Nerede
Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede
Bu Meydanda Serilir Postumuz
Çok Şükür Mevlaya Gördük Dostumuz
Bir Gün Kara Toprak Örter Üstümüz
Çürüdür De Benli Dilber Çürüdür
Neredesin De Dudu Dillim Nerede
Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede
Pir Sultan Abdal’ım Başımdan Başlar
İyisini Korda Kemini Taşlar
Bin Çiçekten Bir Kovana Bal İşler
Arıdır Da Benli Dilber Arıdır
Neredesin De Dudu Dillim Nerede
Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede
Gelmiş İken Bir Habercik Sorayım
Gelmiş İken Bir Habercik Sorayım
Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın
Gerçek Erenlere Yüzler Süreyim
Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın
Alçağında Al Kırmızı Taşın Var
Yükseğinde Turnaların Sesi Var
Ben De Bilmem Ne Talihsiz Başın Var
Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın
Benim Şah'ım Al Kırmızı Bürünür
Dost Yüzün Görmeyen Düşman Bilinir
Yücesinden Şah'ın İli Görünür
Niçin Gitmez Yıldızdağı Dumanın
El Ettiler Turnalar Bazlara
Dağlar Yeşillendi Döndü Yazlara
Çiğdemler Taşınsın Söylen Kızlara
Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın
Şah'ın Bahçesinde Gonca Gül Biter
Anda Garip Garip Bülbüller Öter
Bunda Ayrılık Var Ölümden Beter
Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın
Ben De Bildim Su Dağların Sahisin
Gerçek Erenlerin Nazargâhısın
Abdal Pir Sultan’ın Seyrangâhısın
Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın
|
|
|